Bayram öncesi İstanbul’ da bana çok şey hatırlatan bir hava var.
Sanki 10 yıl öncesindeyim. Evime cok yakın olan okuluma (lise) gitmisim, okul yeni başladığı için ve öğretmenler henüz ders programına göre yerlestirilemedikleri için boş gecen dersleri fırsat bilip tek basıma yürüyerek tüm yolu, eve geri geliyorum. Biraz rüzgar var ama üşümüyorum, saclarım uçuşuyor, kalbimde bir derin duygu, sızı mı, heyecan mı, mutluluk mu bilemiyorum. Kulağımda walkman,-evet o zaman walkman vardi, icine kaset takardik- şebnem ferah çalıyor.. “ben sigara dumanının altında…” yıllar sonra bu şarkıyı yeniden dinlememe vesile olan dilimizde sadece “teşekkür ederim” ve “günaydın ” diyebilen bir Rus. Taksimde canlı müzik yapan bir mekanda duymuş şarkıyı basımın etini yedi, sözlerini hiç bilmiyor “ne diyor ” diye soruyor bana.. Tercüme edemeyisim ingilizcenin yetersizliğinden değil , şarkının derinliginden.. Halbuki gitar, baslar, bateri..bir kaç kafiyeli söz.. Edemiyorum, anlatamiyorum ne demek istedini deli sesli kadinin ..Çünkü “yana yana kül olmak” sadece bizim dilimizde bu kadar anlamlı… Olsun diyor, güzel şarkı..
10 yıl öncesine geri dönmeye yeltenmek istiyorum fakat yan masada 30lu yaslarda bir çift kavga ediyor. Kadın evde bulduğu tokanın hesabını soruyor adama..hayır evli değiller o kadar dramatik değil.. Bir toka t atmak istiyorum ikisine birden.
Bir bakın dünyaya.. Bu kadar yalnız insan hayata tutunmaya çalışırken siz ice lattenizi iciyor ve boktan meseleler tartışıyorsunuz.
Fark ediyorum ki ne kadar anlamsız bir yazı oluyor bu.. Bi yere varmayacak belli..
Genel durum itibariyle benim kelimeleri oynatisim da bir yere varmayacak o da belli..
Kim okuyor ki.. Ya da biri okuyor diye mi yazmalı insan.. Biri seni beğensin diye mı güzel olmalısın.. Yoksa sadece kendin için mi?
Yine 10 yıl önceydi, söyle yazmıştım turuncu bir kağıta, ders arasında “bir siir yazmak için saatlerce düşünmedim hiç”
Bir çok şey yapmak için saatlerce düşünmüş olabilirim ama hiç bir zaman bir cümleyi dizmek için düşünmedim.. Bu çoğu zaman basıma bela acmadı değil .. Ama yapamam ki..
Yazdığım bir metinin nereye varacağını bilmeden başlarım, vardığı yeri görünce ben bile inanamam..
Çoğu zaman temkinli yaklaştığım insanlara bir hak tanıyıp, sorgusuz sualsizce koyuverirsem kendimi mutlaka canım yanar, kalbimden cam parçaları toplarım.
Sanırım nasıl böyle biri oldugumu anlamak için 10 yıl öncesine geri gitmeliyim.. Ya da koyvermeliyim, akısına bırakmalıyım.. Hem bu değil miydi benim uyduruk hayatı yasama felsefem: carpe diem.. Dünün hatalarına kapılıp bugünü köreltme, yarının kaygılarından yakinip bugünü es geçme…
Carpe diem.. En uyduruk hayatı yasama bicimi..
Asla asla deme.. En kendini beğenmiş savunma mekanizması..

Sanki bu daha iyi “keşke demektense sonra, pişman olacağın seyler yapma”

Yarın yine Bayram, eksik bir aile, yaralı bir bedenle.. Yarın yine Bayram… Lanet olsun ki…