Benim şehrim. her haliyle bana benzeyen şehir..
burda doğmaktan, yedi kuşaktır buralı olmaktan hep gurur duyduğum, hiç şikayet etmediğim şehir.
uzaktayken adı geçince, kulağıma inceden bir keman sesi çalınır hep, burnuma denizle karışan rakı, akasya kokusu.. yüreğime de hafiften bir sızı koya bu şehir.

insan doğduğu yere benzer der edip cansever..
illa ki öyledir. ruh halim değişir, bu şehrin havasına göre..

istanbulu sevmek, sadece baharda, boğazı, sultanahmet, ortaköyü sevmek değildir, sonradan gelenlerin yaptığı gibi.
insan sevdiğinin herşeyine katlanır ya,
trafiği de sevmek gerekir,
yağmur yağınca melankoli fışkıran havayı da,
kalabalığı da,
gecekondu mahallerini de,
kasımpaşa yı da,
kadıköy ü de,
eyüp ü de
sevmek gerekir.
ki sever zaten istanbullular..

ama benim ve en çok da şehrimin zoruna giden şu dur ki, bir şekilde bir nedenden ötürü buraya gelen ve burda kalmak zorunda olan ya da canı istediği için burda yaşayan azımsanmayacak kadar şahsiyet sürekli şikayet eder..
boğucu şehir derler
trafik çok kötü derler
kalabalık derler
pahalı derler,

ama gitmezler, söylenirler, memnuniyetsizce yaşarlar ama gitmezler..

şimdi diyorum ki, madem bu kadar nefret ediyorsunuz, artık türkiyenin farklı illerinde de çalışma imkanları arttı, gitseniz de bize bıraksanız şehirimizi.

zaten %17 miş istanbulda istanbullu olanların oranı..

ya sevin ya terk edin lütfen..
ya da susun, söylenip durmayın, çünkü dünyada bir şehrin kalbi yahut ruhu varsa, o kesinlikle istanbuldur.
artık üzmeyin onu..

edit: ekşide ki istanbul başlığına girdiğim entry. ama zamanın ötesine uçmuştur.yani nefret edilmiştir.