Bu yıl tatil sezonunu erken açmak hiç iyi olmadı.. Yarım saat içinde ofisten arkadaşlarla 1 mayıs tatilini birleştirip Kaş’ a gitmeye karar verdik.. Gittik gitmesini de dönerken ilk kez geri geri baktım bir yere, egeye o kadar sık gitmeme rağmen kalbimi hiç orada bırakmadım ama sanırım bu kez kalbim kaşta kaldı… Neden mi, saymakla bitmez daha öncede kelimelerce anlatılmıştır mutlaka ama bir de ben, benim gözümden anlatayım 4 günde neler yaşadığımı, belki gideceklere bir rehber olur..

Yolculuğumuza akşam 10 da başladık. Kaşa bu mevsimde giden tek otobüs firması var  o da hani şu koçlu ismi olan.. Kendisi köy otobüsü gibi her terminalde durdu. Yaklaşık 13 saat sonra vardık Kaş’ a.. Kaş’ da havalimanı yok. İyi ki de yok, neden iyi ki dediğimi bu küçük şehri görünce anlayacaksınız.. Ancak illa uçakla gitmek isteyen olursa, ki çoğunlukla tercih edilmeyen bir alternatif; çünkü dalaman havalimanına 4 saatlik mesafede.. Yani uçaktan indikten sonra da 4 saatlik yol çekeceksiniz.. Dolayısıyla parasal anlamda çok ucuz değilse, değmez. Ki zaten yorucu otobüs yolculuğunun sonunda karşınızda bu müthiş şehri gördüğünüzde değdi diyorsunuz.. Yolculuğumuzun sonuna doğru pırıl pırıl parlayan akdeniz çıkıveriyor karşınıza.. Deli ediyor birden sizi, kaybolmak istiyorsunuz yelinde tuzunda.. Kalkan üstünden geldiğiniz için de meşhur kaputaş plajını görüyorsunuz evvela, ve kaşın size daha neler sunabileceğini merak ediyorsunuz.. Kaputaşa geleceğim ama önce biraz genel bilgi vereyim..

Öyle büyük tesisler, herşey dahil tatiller arıyorsanız gelmeyin buraya.. Gece hayatı ve eğlencenin dibine vuralım diyorsanız yine gelmeyin burası size göre değil.. Bir defa konaklama için harika pansiyonlar var.. Biz yusuf pansiyonda kaldık meydana çok yakındı. Odamızda televizyon yoktu ama gerek de yoktu.. Odada vakit geçirmedik çünkü.. Pansiyon sahipleri size ailenizden biriymiş gibi davranıyorlar.. Bu da hiç beklemediğim birşeydi itiraf bir. İkinci itirafsa şehir merkezine uzak olan bu mekana antalyaya bağlı olmasından dolayı rusların dolmuş olacağını düşünüyordum, o da yoktu.

Biz 4 günde çok az şey yapsak da tekrar gelirim ben buraya dediğimde daha 1. gündeydim.. O yüzden kısa kısa size neler yapmanız gerektiğini anlatayım, çektiğim bazı fotoğrafları ekleyeyim.

Kaputaş Plajı

 

 

 

 

 

 

 

Burası Cennetten kopup dünyaya cennetin nasıl bir yer olduğunu anlatmak için gönderilmiş bir yer olabilir. O nasıl mükemmel manzara, nasıl güzel bir su.. Berrak pırıl pırıl.. Yalnız öyle beach club lar beklemeyin.. Biz gittiğimizde hiç bir şey yoktu ama sezonda şemsiye kiralayıp kola satan bir teyze oluyormuş o kadar. Şezlong dahi yok. Olmasın da zaten.. Bozulmasın burası.. Deniz taş ve normal tuzlu. Onu söylemek lazım. Benim gibi kuma alışık karadeniz çocuğu iseniz biraz zorlanabilirsiniz ama suya atınca kendinizi taş görmüyor gözünüz. Herkes sizi uyarıyor buraya gitmeden ama yüzerken dikkat edin birden derinleşiyor diye evet öyle.. Ama yine benim gibi bütün yazlarını şilede, ağvada geçiren biri iseniz doğduğunuzdan beri zaten talimli olduğunu bir şey bu. Buraya ulaşım dolmuşlarla yapılıyor arabanız varsa zorlu ve virajlı tek şerit yoldan gidiyorsunuz. Dolmuşla kaş merkezden 30 dk sürüyor. Suya girdiğinizde de çıkmak istemiyorsunuz.. O yüzden değiyor. Ki benim girdiğimde 19 dereceydi.

Tersane Koyu ve Kekova:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu güzergaha tekne turları var bir de size kano turu yaptıyorlar. Biz kanoyu tercih ettik. İtiraf 3, göründüğünden daha yorucu.. Kaleköyden ayrılıp tersane koyuna kadar 4 km kürek çektikten sonra dinlenme molası veriyor tur. Gerçekten yorgunsunuz ama denizi görünce dinlenemiyorsunuz. Çünkü yukarıdaki gibi. Burada isterseniz size şnorkel veriyorlar, biraz açılırsanız likya nın kalıntılarını görüyorsunuz. Zaten turun amacı da batık şehirin üzerinden kano ile geçmek ve binlerce yıl öncesinden kalan suya gömülü tarihi görmek. Bizim gibi kanoyu zaptetmekte zorlanırsanız şehri göremeyebilirsiniz o yüzden tek başınıza bir kano seçmenizi tavsiye ediyorum. 2 kişi binmeyin, dönmüyor meret. Bu arada bu program bütün gün sürüyor, amele yanığı olmamak için kremlenin mutlaka.

Yeme İçme

 

 

 

 

 

 

 

İşte en sevdiğim bölüm.. Çünkü kaş yeme içme cenneti de olabilir. Aslında zaten ülkemin tüm yöreleri öyle ama son yıllardaki herşey dahil konsepti esnafı yakıp yıktığı için çok fazla mekan kalmadı böyle.  Yalnız kaşın bir farkı var, burada insanlar çok rahat. Müthiş keyifli yaşıyorlar. Çarşı esnafı zaten kışın dünyayı gezerek yiyormuş kazandığı parayı. Öyle bir rahatlık. Sokaklarda vespalar dolanıyor, turistler ekseriyetle ingilizler sırtlarında çantalarla ayaklarda terlik geziyorlar. Kamp yapmaya giden var, safari turlarını tercih eden var. Böyle aktivitesi bol bir yerde insan neden otele sıkışıp kalsın anlamsız havuz animasyonları yemekhane yemekleri vs..

Biz elimizde gidilecek mekanlar listesi ile gittiğimiz için kolay oldu mekan bulmak. Yüzde yüz memnun kaldık. Yalan değil. Bir akşam meydandaki Zeytin’ e gittik. Orada yediğimiz taze deniz börülcesinin ve kocaman deniz levreğinin tadı hala damağımızda ve illa ki başımızda bir büyük.

Diğer bir akşam kebapçıdaydık meydanda, adını hatırlamasam da çok fazla masası olmasa da dışarda, orası da oldukça başarılıydı.

Hideaway diye mekan var. Tavsiye üzerine gidip orada “kova” isimli kokteyllerini denedik. Harika bir içkiydi.. Vodka-rom-cin ve içinde meyveler.. Kocaman bir saksının içinden 3 bipetle içtik. Ardında cila olsun diye Mavinin önündeki duvarda biraları devirdik. Mavi’ yi herkes anlatıyor ben anlatmayacağım.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve asıl bizim mekanımız olan Üzüm Kızı Meyhane.. Buraya bayıldım. Sezon dışında bile rezervasyonla müşteri alıyor meyhane.. Harika mezeleri var ki üstte gördüğünüz resim onlara ait. Müzikler karma, caz başlıyor, yunan devam ediyor, zeki mürene bağlıyor. Siz zaten müzikler zeki müren e gelinceye kadar çakır keyif olduğunuz için, Zeki müren çıkınca birlikte söylüyorsunuz.. Mekan Nejat işler’ e ait gibi bir geyik var. Hayır değil, onun da sevdiği bir mekan ama işletmeci Ahmet Bey arkadaşıymış. Ahmet Bey müthiş ilgili Kaş’ daki herkes gibi.

Ben Kaş ile ilgili daha bir çok şey yazabilirim. Farklı kişiler farklı tavsiyeler verebilirler. Ama benim için orası hep uzakta kalmasını dilediğim bir yer. İnsanların hep bu kadar güzel, doğasının hiç bozulmamış olmasını dilediğim bir yer. İğrenç herşey dahil konseptinin buradan uzak kalmasını dilediğim bir yer. Bundan sonra her yaz mutlaka gideceğim bir yer. 3 kez giden yerleşir suyundan içen ev alır diyorlar.. Saklı kentte kanyondan akan sudan içtim.. Belki ilerde, neden olmasın..

Kaşa gidin özetle, kalbinizi bırakıp döneceksiniz, geldikten sonra hayata adapte olmak zor gelecek ama anılarınız aklınızda canlandıkça yüzünüzde bir komik gülümseme belirecek.

Yalnız tavsiye 4, bizim gibi her yaptığınız aksiyonu her gittiğiniz yeri sosyal medya da paylaşmayın. Başınıza bazı talihsiz olaylar gelebilir, nazardan mütevellit.