Açıkça itiraf etmekten sıkıntı duymam ki, ben bir tv izleyicisiyim. Aslında bizim show diye nitelendirdiğimiz programları değil de, amerikanın show diye nitelendirdiği programları izlemekten keyif alırım. Yani genellikle dizileri..

Hollywood’ un büyüklüğünün yatsınamayacak bir gerçeklik olduğunu düşünürsek, Amerika’ da yapılan dizilerin aslında bir Hollywood filminden sadece süre olarak farklı olduğunu söylemek yanlış olmaz.Senaryosundan, soundtrackine, figüranından, başrol oyuncusuna kadar herkesin işini ciddiye alarak yaptığı bir sektör haline geldi artık dizi sektörü.. Türk dizilerinde her ne kadar iyileşme olsa da o seviyeye gelmemiz için fırınlarca ekmek tüketmemiz gerektiği aşikar.

Neyse ki Amerikalılar da Avrupalılara nazaran TV konusunda bizi aratmayacak kadar ilgililer. Bu nedenle tüm Amerikan kanalları birbirinden güzel dizilerle bir yarış içindeler.

Ben bu zamana kadar bir çok Amerikan dizisi seyrettim ancak, bunu da hiç beğenmedim dediğim olmadı. İnanıyorum ki bu dizileri o ve ya bu şekilde takip eden herkes de aynı şekilde görüş bildirecektir.

Şimdi gelelim asıl konuya; söylediğim gibi çok dizi izledim ama hiç bu kadar iştahla yazma gereği duymamıştım.

Bahsetmek istediğim dizi, “THE NEWSROOM”. Tam türkçesi haber odası. Birşeye benzer türkçesi, Haber saati ya da anahaber bülteni olabilir.

Bu diziyi benim için bir çok diğer diziden farklı kılan şey nedir diye düşündüğümde aklıma ilk gelen tüm haberlerin gerçek olması ve yaşanmış olayları bir medya organının gözünden anlatması sanırım. Ve bunu tam da  türkler olarak çok ihtiyacımız olduğu anda gösteren bir “elit” lik ile sunması ilgi çekici, iç çektirici..

Dizinin yaratıcısı Aeron Sorkin. Kendisini biz, Facebook’ un kurucusu Marc Zukenberg’ in hayatını anlatan “Social Network” filmindeki oscarı ile tanıyoruz. Amerikalar ise 2 başarılı diziden bahsediyorlar. Sorkin’ in bu dizi de yaptığı şey aslında egoları yüksek amerikan halkını biraz şaşkına çevirmiş olabilir. NY Times’ daki makale Sorkin’ nin, dizide de çok kullanıldığı üzere ” don kişot” olmaya soyunduğunu söylüyor. Dizi de Don Kişot olanlar ana haber bülteninin yapımcısı, anchormani ve haber dairesi başkanı.. Ama gerçek Don Kişot, Aeron Sorkin kuşkusuz.

Çünkü dizi çarpıcı bir sahne ile başlıyor, bütün diziyi anlatacak değilim ancak, ilk sahne itibariyle nasıl da tokat gibi çarpan bir dizi olacağı izlenimi veren bu eleştirisel yapım, bizim de türk halkı olarak tam da ihtiyacımız olan şey. Tabi ki medyaya gelene kadar, balığın koktuğu başka yerlere müdahele etmemiz gerekiyor orası başlı başına bir kitap konusu…

Neyse, dizinin ilk sezonu üniversitede bir söyleşide başlıyor. Öğrenciler sıra ile konuklara sorular yöneltiyorlar. Konuklardan biri ise dizinin başrol oyuncusu olan Jeff Daniels (Will). Will, prime time da hergün 1 saat yayın yapmanın verdiği korkunç bir egoya sahip, ama müthiş bilgili bir Cumhuriyetçi. Bir kaç soruya esprili cevaplar verdikten sonra, söz alan bir kız öğrenciden “kayış kopartan” bir soru geliyor.

– “Amerika’ yı dünyanın en harika ülkesi yapan şey nedir?”

Diğer konuşmacılardan gelen cevaplar, kalıpsal ve aynı.. Özgürlük, fırsatlar, refah… Öğrencilerden alkışlar vs.. Klasik amerikan yaklaşımı.. Sonra sıranın Will’ e geçmesiyle, Will’ in esprili fakat kaçak cevapları geliyor. Ama moderatör, Will bu cevapla bırakmayacağını söylüyor. Will sinirleniyor ve konukların arasından birinin bir kağıda not yazdığını görüyor. ” It is not, but it can be” (Değil, ama olabilir). İşte bu tanıdık kişiden gelen yardımdan sonra Will, müthiş bilgisiyle öğrenciye Amerikanın neden dünyanın en iyi ülkesi olmadığını anlatıyor, seyirciler kameraları çıkarıyorlar çekmeye başlıyor, Will kızgın bir ifade ile, bağırarak açıklıyor. Çünkü aslında kızgın olduğu bu soru değil, genç bir kızın bu soruyu soracak kadar aptal olması. Ülkesini bu kadar büyük görüp diğer ülkeleri önemsememesi.. Tabi ki panelin ardından internet ve medya coşuyor, Will 2 hafta ekranlardan uzak kalarak bu anı unutturmaya çalışıyor. Geri döndüğünde ise, haber dairesi başkanının kendisine yeni bir yapımcı bulduğunu görüyor ve bu yapımcı “haber” kavramını tamamen değiştirmeye niyetli olan, aynı zamanda Will’ in eski sevgilisi olan Mackenzie.

Bundan sonra dizi 2010-2011 yılında dünyada ses getiren haberlere dönüyor bunları “elit” bir anlayışla yeniden sunuyorlar. Aslında bir nevi kamera arkası gösteriyorlar bize zaten bildiğimiz konularda. Bunu yaparken de amerikan halkına, davranışlarına, yaklaşımlarına inceden dokunduruyorlar.

Dizi ilk sezonu bitirirken, son cümlesi ile de Amerika’ da çokça konuşuldu. 6 bölüm boyunca işlenen yeni siyasi parti ki bu parti Cumhuriyetçi çizgisine çok daha yakın, ismi Tea Party; Amerikan Taliban’ ı olarak adlandırıldı. Kuşkusuz bu da çok vurucu bir sahneydi.

Daha bir çok önemli konuya farklı bir bakış açısı getiren dizi, HBO’ ya ait ki HBO TV dünyasının en büyüklerindendir; Türkiyede ise dizi CNBC-E tarafından yayınlanacak.

Dünya meseleleri ile biraz ilgiyseniz, haber nasıl yapılır görmek ve kısa bir sürede olsa parçası olmak istiyorsanız, bu diziyi izleyin, alt yazılı izliyorsanız dönün bir daha izleyin.. Çünkü dizinin temel sorunu çok hızlı konuşuyor olmaları.

Siz de bitirince benim gibi keşke diyeceksiniz, keşke benim ülkemde de bir don kişot çıksa ve nasıl haber yapılır gösterse..

 

THE NEWSROOM

Yaratıcı: Aeron Sorkin

Kanal: HBO

http://www.imdb.com/title/tt1870479/