Image

Yazı yazmanın temelinde ne var, bir türlü çözemiyorum yıllardır. Ne zaman yazı yazmaya ihtiyacım oluyor, ne zaman “bunu yazmalıyım” şeklinde bir krize giriyorum bilmiyorum. Bir konu beni çok etkileyince mi, canım sıkılınca mı, hiç çözemedim.

Tek söyleyebileceğim bu dürtüye dair, dolmadan boşalmadığı içimin. Önce okumalı, düşünmeli, tartışmalıyım ki sonra yazabileyim. O yüzden de sadece belirli bir konu üzerinden yazan biri olmak istemiyorum. Çünkü belirli bir konuya göre yaşamıyorum. 

Bazen bir kitabı, bir filmi, bir tv programını, bazen bir şehri yemeği, bir mekanı yazabilirim.

Ya da daha soyut olarak, bir hissi bir düşü, bir ütopyayı.Aslolan ne yazdığım değil, nasıl yazdığımdır. Bu adam politika yazarıdır diye bir şey yoktur mesela, çünkü politika yazarken güzel yazıyor, okuyucuya iz bırakıyorsa, yarın bir gezi yazısı da yazsa o da iz bırakacaktır.

Yani bildiklerimizin çok olması ya da o konuda uzman olmamız iyi yazmayı doğurmadığı gibi, az şey bilmek de kötü yazmanın sonucu değildir. Bu nedenle hiç anlamam bir şeyler anlatmak için ya da sadece hayatlarını anlatmak için kitap yazan, başka meslek gruplarını. Bir oyuncu, bir gazeteci iyi yazamıyor, halktan oyunculuğunda aldığı övgüyü kitabıyla alamıyorsa neden yazar? Kendini tatmin etmekten başka bir dürtü değildir ki bu.

Tanrı herkese yazabilme yeteneği vermez, bazıları çok güzel konuşur ama yazamaz.. Bazı yazarlarda, okuduğunuz sizi büyülerken konuştuğunda rahatsız olursunuz. Bu ikisini bir arada iyi yapan da çok nadir insan vardır mesela.

Umarım bir gün bunu daha fazla insan anlar.

Yazın hayatına başlamadan son verir o vakit, çünkü yazmak içinden dolu dolu gelen bir nehirdir. “Bunu birilerine anlatmazsam bana zarar verecek” kadar kuvvetli bir düşüncedir.

Bana göre yazı yazmak, kalıplarla etrafı çevrilecek bir şey değildir. Bana göre yazı yazmak biraz da yaşamak. Yaşamın bir parçası olarak var olmak. Nefes almak.. Çoğu zaman mutlu olmak.

Bana göre yazı yazmak ben olmaktır.