Uzun zamandır yazı yazmıyorum. Ne zaman yazayım diye otursam bir karamsarlık çöküyor, bırakıyorum.

Böyle dönemler olur insanın hayatında, bu dönemin diğerlerinden farkı ise, bu aralar çok sık olması.

Benim şahsi ruh halimin pek yerinde olmamasına ülkenin bozuk psikolojisi de eklenince, işten eve, evden işe bir hayat.. Gelecek kaygısı.. Peşi sıra geliyor.

Somadaki maden faciası hepimizi derinden sarstı gibi beylik bir cümle edeceğimi sanıyorsanız, halt etmişsiniz.

Hepimizi derinden sarmadı. bu bir yalan.. Hayatına 1 gün ara verip sonra tam gaz eğlence alemlerinde gezen insanlar mı ararsınız, ölenler iyi ki öldü bak hükumet sallanıyor diyenler mi ya da ölmeyi hak ettiler diyenler mi.. Mesele #soma değil, mesele, siyaset değil.. Mesele bizim mayası bozuk bir toplum olmamızda.

Biz yıllarca kendimizi kandırmış bir milletiz.

Çok çalışkanız sanırız, değilizdir. Çok çalıştırılırız ama her fırsatta kaçmaya yer ararız, kolay yoldan köşe dönmeyi ararken geçer hayatımız.

Çok misafirperver sanırız kendimizi, değilizdir. Yabancı kötüdür.. Gavurdur bizim için.

Yardım sever sayarız bir de kendimizi, değilizdir.  Sokakta biri dayak yese, hoop ne oluyor demeyiz, aman bulaşmayayım deriz. Hatta bu toprakların sözüdür “ bana dokunmayan yılan bin yaşasın“. Yaşar da…

Barışçıl falan sayar mıyız bilmiyorum ama değiliz. Yüz yıllardır dünyaya saldırganlıkla ün salmış bir milletin 21. yüzyıl da birden barışçıl olması pek mümkün değildir bence zaten..

Türkiye’ de ölüm, öldürmek ve öldürülmek çok imkansız kavramlar değildir.

Biz ölürüz, güzel ölürüz hem de tatlı ölürüz bir de.

Türkiye’ de kadına şiddet, çocuğa şiddet, tecavüz, ensest ilişkiler; anormal şeyler değildir. Medyadan bile olmazdan önce bu topraklarda yaşayan insanlar yaşam biçimleridir bu hadiseler.. Yeni değildir.. Dayak cennetten çıkmadır ve baldız baldan tatlıdır gibi iki gereksiz atasözümüzü hatırlatırım.

 

Yani aslında diyeceğim şu ki, benimde çok değil, 3 -4 gün öncesine kadar sorduğum soru tamamen hikaye..

Bize ne oldu ? 

Bize bir şey olmadı. Biz zaten hep böyleydik.. Hep saldırgan, hep kavgacı, sulh içinde yaşamayı beceremeyen.. Dedikoduyu seven, adam gibi sevmeyi bilmeyen.. Sevilmeyen insanların oluşturduğu bir orta çağ toplumundan başka bir şey değildik ki zaten.

Türkiye’ nin uzak tarihine bakmak biraz yorucu olabilir. O yüzden yakın tarihine bakın lütfen, bu canına yandığımın ülkesinde, ne zaman barış oldu?

Kurtuluş savaşından sonra, Atatürk ölene kadar bir süre sulh. Zaten para yok, silah yok..

Atatürk öldükten sonra siyasi kavgalar, 2. dünya savaşı.. Menderesin idamı, halkın bir kesiminin, bir başbakanın ölümünü göbek atarak karşılaması bir kesiminin kahrolması.. Sonra cunta.. Sonra bir kaç yıl sulh, para yok yine.. Sonra tekrar siyasal kavga sonra yine cunta.. Sonra sokaklarda terörizm, sonra anarşi..denizler, yusuflar, hüseyinler.. bir hiç uğruna ölenler.. Sonra Kenan Evren. Sonra zincirbozan.. Sonra laiklik elden gidiyor, sonra din elden gidiyor.. Sonra polis şiddeti, sonra ezilmişlerin iktidarı, sonra 28 şubat, asker şiddeti.. tekrar ezilmişlerin iktidarı.. Sonra polis şiddeti.. Faili meçhuller, faili mefhumlar.. Kaybolan aileler, kaybolan paralar, devleti soymalar, devlet tarafından soyulmalar.. Arada bir kaç deprem, binlerce trafik kazası, onlarca PKK eylemi. Sonra diktatör ve paranoyak bir yönetim şekli.. Sonrası her halde iyi değil bundan sonra.

Yani ey kendini dünyanın en üstün ırkı gören Türk milleti.. Biz ne zaman, ne zaman durulduk, barış içinde yaşadık ki şimdi yaşayalım.

Biz ne zaman ölene saygı duyduk ki şimdi duyalım.

Biz at üstünde orayı burayı yakarak dünyaya korku salan bir milletin çocukları değil miyiz?

Biz, görünen niyeti dünyayı İslamlaştırma olan ama asıl amacı hükmetmek olan bir devletin tohumları değil miyiz?

Biz feth ettiği şehri, yeniçerilerine yağmalatan,  hırsızlığa izin veren bir padişahın kulları değil miyiz?

Şimdi biraz durun, biraz nefes alın.. Burası Çetin Altan’ ın vaktiyle dediği gibi, içindeki insanlar hızla doğuya doğru giderken, yönü batı olan bir otobüsüz. 

Biz Avrupalı değiliz, hiç bir zaman da olmayacağız.. Bir orta doğuluyuz. Kavganın hiç bitmediği bu coğrafyada yetişen, havasından suyundan faydalanıp büyüyen bireyleriz.

Bizim Avrupada hiç böyle şeyler olmuyor dememiz nafile yani.. Bakmamız gereken yer, Avrupa değil.. Orta Doğudur. Ki zaten oranın hali aşikar..

Yani “karındaşlar”; diyeceğim illa şu ki; O güzel insanlar o güzel atlara binip gideli o kadar çok oluyor ki.. Ben diyeyim 1000 yıl siz deyin 2000 yıl.. Belki de hiç uğramadılar buraya, yol üstüydük.. Durup bir su içtiler.. Sonra devam ettiler..

Biz başımıza gelen her şeye şaşırmaktan vazgeçelim artık. son 20 yıldır davrandığımız, olmaya çalıştığımız Avrupayı bırakalım. Biz orta doğunun kalbiyiz.

Böyle düşünürseniz, anlamak ve sakin olmak daha kolay. Bu topraklarda şaşırmayın hiç bir şeye. Çok büyük özgürlükler aramayın.. Verilenle yetinin.. En kötüsü.. En kötüsü zaten daha ne olabilir ki…

Şu an kafam rahat.. Size de tavsiye ederim.

 

Presentation1