qqqq

 

Çok sevgili, değerli arkadaşım,

Ya da yolda yürürken yanımdan geçen arabanın şoförü,

Alt kattaki komşum, yan masamda oturan iş arkadaşım, restorandaki garson, metroda yan koltuğumda oturan bey, bankadaki gişe görevlisi..

Bu yazı hepinize.. Aslında gün içinde bir şekilde temas kurduğum tüm insanlara..

Farkında mısınız bilmiyorum ama sanki son yıllarda biraz daha fazla “saygısız” insanlara dönüştük..

Yolda yürürken çarptığımız birinden özür dilemeyeli ne kadar oldu?

Yahut siparişini geç getirdiğimiz için, ufak bir kurabiye uzatıp  “bu da bizim ikramımız” hanım efendi demeyeli,

Ya da “üstünüze su sıçrattım, istemeden oldu” deyip, kırdığınız, sinirlendirdiğiniz bir insanın gönlünü almayalı ne kadar oldu…

Her geçen gün, yolda yürürken, yemek yerken, çalışırken, seyahat ederken arkamızda bıraktığımız kalp kırıklıklarından artık yorulmadık mı, bundan mıdır ki özellikle akşamları başlayan sırt ve baş ağrıları.. Hiç bir şey yapmama isteği.. Havadan herhalde dediğimiz şey acaba, havadan değil de bizim “hava” larımızdan olabilir mi?

Hiç şüphesiz ki ondan.. Biz yıllar içinde, günlük hayatın telaşına o kadar çok daldık ki, sevmek ile saymayı aynı şey sandık. Aslında bunlar birbirinden ne kadar farklı şeyler farkında mısınız.. Saygı duymak = korkmak bizim toplulumuzda çağlardır. Ama korktuğumuz insanları asla sevmeyiz mesela..

Saygı duymak demek söz gelimi, babaların yanında bacak bacak üstüne atmaktan çekinmek değildir, bunun karşılığı olsa olsa, babanın tepkisinden korkmaktır. Saygı duymak, babanın sana verdiği bir tavsiyeye, doğru olmadığını düşünsen bile (25 yaş alında hepimiz aynısını düşünürüz değil mi ?) , “dikkate alacağım” demektir. Yarın  sen babana bir tavsiye verdiğinde de, o da sana, “sen ne anlarsın” demek yerine ” dikkate alacağım” dediğinde göreceksin; saygı duymanın karşılıklı saygı doğurduğunu… Bunu görmek için bile denemeye değmez mi ?

*****

Eskiden insanları sevmek ve saymak daha mı kolaydı acaba..Bu gün bir insanı sevmemeye neden olan nedenlerin bir çoğu önceden yoktu mesela.. Saymak içinse bir çok neden vardı, korkuyla karıştırılıp, örf adet sosu eklenen elbette..

Ama yüz yıllar geçti, insanların beğenileri, onur, gurur kavramları değişti.. Aileler küçüldü, iş hayatı ailenin küçüklüğünü kapatır şekilde fazlasıyla doldurdu hayatımızı.. “Yaratılanı severim yaratandan ötürü” gibi güzel bir lafın içi boş artık bizim yüz yılımızda, herkesi sevmek zorunda da değiliz belki.. Kalbimizdeki sevgi kısıtlı olabilir…

Ama saygı duymak sevmekten daha kolay değil mi.. Karşıdaki insanın, unvanı, dini, dili, ırkı ne olursa olsun saygıyı hak etmiyor mu?

Sevgi ile saygı arasında temel bir fark vardır aslında, sevgi karşılıklı olabilen bir duygu değildir her zaman ama bunun yanında saygı duyduğunuzda, size de saygı duyulduğunu görürsünüz.. Yani, saygı duymak size bir şey kaybettirmekten çok aynı ölçüde saygı kazandırır.

Günlük hayatınızda, ev yaşantınızdan iş yaşantınıza kadar, trafikten okula kadar yaşadığınız bir çok problemin, “sabır” çektiğiniz bir çok olayın,  altında yatan şey hep saygı duymama durumu.

Bizim çağımızın adı bir nevi özgürlükler çağı da olabilir.. Bizden 200 sene önce yaşayan nesil bizim kadar özgür değildi bunu kabul edelim. Bu çağda insan haklarının, bu çağda insan kavramının öne çıkmasını, bütün insanlık olarak yanlış anlamış olabiliriz. Buradaki “insan” kavramı sadece “ben” den öte bir şey, kendimiz ne kadar değerli isek, karşıdaki insan da en az bizim kadar değerli, bunu tekrar hatırlayalım.

Saygıyı da artık sadece korktuğumuz insanlara değil, herkese karşı bir davranış biçimi haline getirelim. Çünkü her bireyin bir hikayesi, bir hayat telaşı, bir yaşam savaşı var…

Sizin acınız başkasının acısından büyük olabilir; unutmayın ki herkesin acısı kendine göre büyüktür, o nedenle saygıyı hak eder..

Sizin işleriniz yanınızda oturan arkadaşın işinden daha önemli olabilir; unutmayın ki, herkesin işi kendine göre yüksek önem arz eder, saygıyı hak eder..

Sizin görüşünüz size göre çok doğru olabilir, ama unutmayın ki, karşınızda oturan diğer bir kişinin görüşü de kendisine göre %100 doğrudur.. Ona saygı duymazsanız, bir tartışma, konuşma ortamında 3 dk sonra aranızda bir kavga çıkması muhtemeldir, iki erkek arasında çıkıyorsa bu kavga, araya yumrukların girmesi de oldukça muhtemeldir…

Bugün trafikte birbirlerine yol vermeyen insanlar arasında çıkan kavga biri ölüyor.. Sonra ölen adamın ailesi öldürene kin besliyor, elinden gelirse aile de, onu öldürüyor.. Zincirleme şekilde yayılıyor mutsuzluk…

Yarın iş hayatında birbirlerini hiç sevmeyen, saygı duymayan iki insanın tartışması, ofisteki diğer insanları negatif yönde etkiliyor ve bir domino taşı gibi, iki insanın arasında çıkan gerginlik herkese sirayet ediyor, sonra onların ailelerine sirayet ediyor, sonra çocuklarının okullarına, sonra eşlerinin de ofisine…

Ve saygı eksikliğinden doğan nefret çığ gibi büyüyor.. Yaşadığımız semti sonra şehri sonra ülkeyi kaplıyor..

Bu kadar basit işte..

Eğer bu kadar kelamı okuduktan sonra, “evet, ya ” dediyseniz, yapmanız gereken şey çok basit.. Saygı kavramını düşünün önce.. Sonra, sabahtan bu vakte kadar yaşadığınız bu bir kaç saatte, saygısızlık yaptığınız oldu mu, düşünün… Eğer olduysa, saygı gösterseydiniz, nasıl sonuçlar doğardı birer simülasyon yapın… Bunu bir kaç kez tekrarlarsanız.. Davranışlarınızı düzeltebilir, daha iyi bir insan olabilirsiniz sanki…

Ve sanki, siz düzeldikçe, insanlar da düzelebilir.. Daha huzurlu günler geçirebilirsiniz..

Sadece, o an için, kendinizi, saygı göstermediğiniz kişinin yerine koyun.. Bingo!!!

Nasıl hissettirdiğini buldunuz değil mi?

Hadi şimdi prova zamanı..

Hayatı yeniden güzelleştireceğiz, güzel günler de göreceğiz..

Sonuçta biz güzelsek, dünya güzel değil mi ?

Not: Bu deney sürecinde rica etsem haberlerdeki siyaset bölümünü izlemeyin.. Deney başarısızlıkla sonuçlanabilir.

 

E.Y