Biz halk olarak ekonomiden pek anlamayız, dış borç, ihracat açığı, doların yükselmesi falan çok önemli değildir.

10 yıl önce 10 yıl sonraki durumlara bakarken tükettiğimiz her şeyin %70 zamlanmış olması ama buna karşılık gelirimizin %30-40 oranında artmış olmasındaki kabahati de kendimizde buluruz hep. Daha çok çalışabilirdik, Fatma teyzenin oğlu müteahhitliğe başlamıştı, biz de başlayabilirdik, kimse internet kullanmayı bilmezken biz web sitesi yapıyorduk, üstüne düşmedik, bizim salaklığımızdır.

O yüzden birileri konuşur, biz izleriz. O yüzden muhalefet kriz var derken, hükümetin ısrarla kriz yok demesine kanıp, Türkiye ekonomisinin hızla büyüdüğünü düşünürüz.

bennetEkran Alıntısı

Bilal’ e anlatır gibi anlatmak lazım o zaman ekonomik olarak bu gün olmazsa yarın nasıl bir dar boğaza gireceğimizi..

Şimdi güzel kardeşim 10 yıl önceki İstanbul’ u hatırlıyor musun? Toki‘ nin olmadığı zamanları hani.. Az da olsa nefes alacak bir kenti, işine taş çatlasın 30-40 dk’ da ulaştığın, evden çıkarken saniyelerle yarışmadığın, 30 saniye içinde evden çıkmazsan, işine normalden 20 dk’ daha geç gideceğini hayal dahi edemediğin  günleri hatırlıyor musun ?

Hafta sonu bir piknik alanına, bir deniz kıyısına gittiğinde park yeri bulmanın zor olmadığı günleri.. Trafikte ömrünün geçmediği zamanları hatırlıyor musun?

Bu hatırladığın pembe çerçeveli günlerin nasıl bozulduğu AKP‘ nin müthiş ekonomi politikasında gizli işte..

Hadi nasılmış bakalım;

AKP iktidara geldiğinde takipçisi olan ve Türkiye’ de her zaman çoğunluk gücünü elinde bulunduran orta sınıfı yükseltmeli ve onların sadakatini kazanmak üzere planlar yapmalıydı. Bu nedenle bütün ekonomi politikasını bunun üzerine kurdu. En kolay, en kafa yormadan, büyük yatırımlar gerektirmeyen, riski olmayan iş nedir dersek bugünün Türkiyesinde, kuşkusuz İnşaat deriz.

İnşaat yapmak, ruhsat aldığında kolaydır. Müşteri zaten banka kredisi ile 30 + yıllık ödemeler ile evi almak üzere hazır beklemektedir.

İşte her şey bu plana hizmet eder şekilde başladı. Önce bankalara Amerika‘ daki son yılların en büyük ekonomi krizini yaratan mortgage sistemi kurdultuldu. İnsanlar artık kira öder gibi ev sahibi olacaktı. Seçmen mutluydu, çünkü zaten aylık 200-300 kira veriyordu. Bu kirayı kendi evini almak için vermek paha biçilmezdi.

İstanbul’ un her yerinde binlerce daire yapılmaya başlandı, yeni yeni ilçeler doğmaya ve her biri yıldız olmaya başladı.. Çekmeköy, Başakşehir, Ataşehir, Kurtköy, Esenyurt, Bahçeşehir vs vs.. Bu dairelerin yakınlarında iş merkezleri, alış veriş merkezleri.. Bu sitelerden ev alacak gücü olmayanlar için yakınlarında “kat karşılığı daire” veren müteahhitlerin apartmanları yükselmeye başladı.

Her şey tıkırındaydı, Türkiye artık orta sınıfı olan inşaatçıları ile yükseliyor, ekonomi kendi içinde alıp veren bir şey haline dönüşüyordu.

İstanbul bir şantiyeye dönüşüyor, yollar yetmiyor, toplu taşıma iflas ediyor, İstanbul’ da ev almak zorlaşıyor, kiralar arttıkça artıyor, orta ölçekli sitelerin  dairelerinden birini ömrünün yarısı boyunca ödeyeceğin borçla bile almak imkansızlaşıyordu. Üstüne üstlük, bu yıldız ilçelerde yani İstanbul’ un merkezlerine nispeten yakın bu yeni muhitlerde ya da eski muhitlerin boş sayılacak yerlerinde inşaat yapacak yeni bir dream city rezidans yaratacak yer kalmamıştı.

İşte tam da bu noktada “kentsel dönüşüm” denilen yeni hadise ortaya çıktı. Madem yeni ev yapacak yer yok, bize oy veren sadık takipçilerimiz inşaat sektöründen ekmek yiyen orta ve alt sınıf rahatsız hemen bir şeyler yapalım telaşı ile bir çok nokta “depreme dayanıksız” ilan edildi. Fikirtepe, Bağdat caddesi, Kartal, Bağcılar,Gaziosmanpaşa vs.. bir çok ilçe devlet eli ile afet riskli bölge ilan edildi ve mevcut eski yapıların yerlerini yeni projeler almaya başladı. Vatandaşın bir çoğu evini bu projelere verdi, vermek istemeyenlerin ise mahkeme kararı ile zorla evlerini ellerinden alındı.

Bu da yetmedi tabi, bütün İstanbul birden kentsel dönüşüme girdi. Depremden önce yapılmış eski binanızı yıkın yerine yenisini yapın, 1-2 kat fazladan imar verelim, binanın yapılış sürecinde kiranızı devlet ödesin dediler. Bu defa olan binalar yıkılmaya başladı. Her ne hikmetse 7,2 ‘ lik deprem görmüş ve yıkılmamış olan bu binalar birden çürük raporu aldı. Vatandaş memnundu evi yenileniyor ve belki ekstradan bir daireye kavuşuyordu. Evinin 120 m2’den 90 m2′ ye düşmüş olması ufak bir detaydı. Yıllardır sıralarını bekleyen ve  AKP’ nin son olarak ilgilenmeyi ihmal etmediği orta alt sınıf mahalle müteahhitleri de artık memnundu.

a_7245

Kentsel Dönüşen Bir Bina

 

Sonra ne oldu, tabi ki bu kalabalığa yeni yollar, yeni köprüler lazımdı. Yeni bir hava alanı, kanal, tüp geçit, raylı sistem, metro lazımdı.. ve bunların inşaatları başladı.

İstanbul’ un bu gün geldiği noktada bizler, ekonomiden anlamayan, Allah’ ın kendisine verdiği en önemli organ olan beynini kullanmayan ve başkalarının düşüncelerini takip eden bizler, ekolojimizi bozduğu halde 3. köprüye razı olduk. Evlerimizin altını delik deşik eden, yollarımızı “geçici süreli” kapatan metrolara razı olduk. 3. hava limanına, ona ulaşmak için yapılan bütün 5 duble yollara razı olduk. Tarihi binaların yıkılmasına, denizin dibinden çanak çömlek çıkıyor canım deyip bütün mirasımızın talan edilmesine razı olduk. Bizi ikna etmeye gerek yoktu çünkü..

Biz zaten iknaya hazır bir hale, bu kalabalık ve keşmekeş İstanbul ile getirilmiştik zaten. 3. köprü lazımdı çünkü “kazıklı myşehir” e malzeme taşıyan kamyonlar ve bu sitelerde oturan “yeni istanbul sakinleri” tarafından 1 ve 2 . köprü çilehaneye dönüştürülmüştü.

  1. hava limanı lazımdı çünkü, 3 saatlik yoldan gelip, 1 saat İstanbul’ un üstünde tur atmak zorumuza gidiyordu ve mevcut hava limanlarının etrafına yapılan yeni şehirler nedeniyle risk teşkil etmeye başlamıştı.

Tüp geçit lazımdı çünkü iki yakayı birine bağlayan köprüler yetmiyordu.

vs. vs. vs…

Yani AKP hükumeti büyük bir kurnazlıkla bizi bu projeleri sorgulamayacak hale getirdi sabırla..

Harika Bir İstanbul Manzarası

Harika Bir İstanbul Manzarası

Peki şimdi niye sorguluyoruz? 

Şundan; gayrimenkul toprağa inşa edilir. Toprak kısıtlı kaynaktır. Biz dur demezsek AKP bu “İstanbul Şantiyesi” ekonomi politikası ile ancak 2023 ‘ e kadar dayanabilir ki şu an da dahi bunun çatlakları gelmeye başlamıştır. Ama bu zaten AKP’ ye yeter. Gittiklerinde, Türkiye’ yi tarihinde hiç olmadığı kadar berbat bir halde bırakacak olmaları onlara yeter. Türkiye 100. yılında borç batağında, nüfusu aç, işsizliğin tavan yaptığı bir ülkeye dönüşebilir çünkü: Toprak kısıtlı kaynaktır.

Sanayi ve üretim ve tarım ve teknoloji gelişmedikçe yakında 500 bin TL’ ye 1+1 daire alacak insanlar kalmayacaktır. Yani bu gün hafif hafif hilelerini görmeye başladığımız  AKP’ nin güçlü Türkiye ideası bir illüzyondur. Bu kandırmaca Türkiye üretmeye başlamadıkça bitecek ve biz çok kötü bir ekonomik kriz ile karşı karşıya geleceğiz.

Bunları anlamak zor değil, İnşaata dayalı bir ekonominin, İnşaat yapacak yer kalmayınca ya da inşaat alacak gücü olan insanlar kalmayınca çökeceği gün gibi ortadadır. Sadece biraz yukarıdan bakmak gerekir, bu resimde görüldüğü gibi.. Bir de bu resme 10 sene sonra bakmak gerekir, belki de o ormanların yerinde minik minik siteler vardır.

 

24983971

3. Köprü İnşaatı Çevre Yolları