Sevgili arkadaşlar, bir kaç gündür yaşadığımız akıl izan almaz, korkulu, acılı, coşkulu; filmi yapılmaya kalksa beş farklı türde film çıkartabilecek seviyede olan günler bir nebze de olsa geri de kaldığına göre; artık sakin kafa ile bir şeyler yazmanın zamanı geldi.

İtiraf edeyim, kendi adıma ilk dakikalarda, darbe olduğuna inanmayan ya da darbenin iyi olduğuna sevinen insanlara çok ağır tepkiler verdim. Bu tepkilerim haklıydı ama dozu yanlıştı. Benim de kafam yerinde değildi sizler gibi, kırdığım insanlar varsa, dilimin kusru affola.

Artık bu gün biliyorum ki, olaylara mantık çerçevesinde yaklaşan insanlar az değil. O yüzden şimdi bu işin mantıklı ve mantıksız taraflarına biraz bakalım.

Evre Bir: Darbe Oluyor, Tayyip Gidiyor

Capture

Malumunuz biz hiç darbe görmedik, 80 ‘ lerden sonra doğan kesim aşırı apolitik yetiştirildi, buradaki amaç Türkiye’ yi 80 darbesine götüren “gençliğin politikaya olan merakı” nı bir daha tekrarlanmamak üzere durdurmaktı. Öyle de oldu. Dünya yansa umurunda olmayan, haberi dahi olmayan bir gençlik var oldu. Ta ki gezi parkı olaylarına kadar. Gezi parkı olaylarında da dünyadan haberi olmayan çocuklar bir den politikanın derin çekiciliği ile yüzleştiler ve büyüsüne kapıldılar. Binler olunca da devrim yapıyoruz sandılar, yapabilirlerdi de ama;  politikadan, dönen hesaplardan, devletin katman katman yapısından o kadar bi haberdiler ki, birileri tarafından kullanıldıklarını anlayana kadar devrim hevesleri geçti.  Ama hırs içte kaldı. İlerleyen günlerde, aylarda ve hatta yıllarda hırs tırmandı. Berkin Elvan, Ali İsmail simge oldu.. Çünkü karşılarında söylediklerini dinlemeyen, kendilerini küçümseyen, çapulcu diyen bir yapı vardı.

Özellikle geziden sonra Türkiye’ deki iktidar karşıtları daha da uzaklaştılar, milli olaylarda da bile devletin yanında durmadılar. Hakları vardı, hırsları vardı.  Cuma gecesi ilk defa köprü kapatılmış haberi ulaşınca, bu insanların aklına ilk gelen; darbe olursa Tayyip gider, bu iyi bir şeydir oldu. Değildi!

Evre İki: Böyle Saçma Darbe Mi Olur, Kesin Oyun

darbe

Olayın ciddiyeti artık herkesi derin bir korkuya sürükledi televizyonların başına kitlendik, bir yanımızda bilgisayar, ellerimizde telefonlar, dakika dakika haberler geliyor. Özel kanallarda kendilerine bir mail atıldığı bilgisi ve “yurtta sulh konseyi yönetime el koydu” . Sonra TRT yayını, o harika kadının terler içindeki görüntüsü “evet darbe” kötü bir şey imajı bir an akıllarda belirdi. Evre bir safhasından kopmalar başladı. Çünkü  ne kadar saçma, darbe mail ile mi olur, köprüyü kapatmak ne alaka, bu kesin Tayyip’ in başkanlık oyunu çıktı bu defa.. Hatta #darbedeğiltiyatro etiketleri yapalım dedi birileri, bu görüş özellikle gezi olaylarını desteklemiş kimselere hızlıca sirayet etti, oscarlık oyunculuklar vs. Hatta o kadar insan öldüğünde dahi bu kesim oyun olduğunu söylemekte ısrar etti. Tam olarak nerede üçüncü evreye geçildiğini bilmiyorum, ama sanırım meclis bombalandıktan hemen sonraydı.  Oyun olduğunu düşünen gruptan kopmalar başladı.

Evre Üç: Darbe Değil İç Savaş

IMG_0318

Hala kabul edemedik, darbe fikri bize hep uzaktı, görmedik, hatta marketlere gidip “darbe alışverişi nasıl yapılır diye sorduk” . İşi biraz dalgaya alalım dedik. Ama hava kurşun gibi ağır, tanklar ateş etmeye başlamış, tanklar insan ezmeye başlamış.

TRT yayından 15 dakika sonra yayına facetime ile bağlanan Tayyip Erdoğan’ ın halkı sokağa çağırmasını anlamsız bulmaya başladı bi grup. Anlamsız ve ölümcül. Doğru, ölümcüldü ama sonrası karanlıktı. Sokağa çıkılmasının getirdiği karmaşa yanında sokağa çıkılmamasının doğuracağı ortam tahayyül edilemez bir kara zindan. Ama bu defa en başından beri  bu gün Tayyip Erdoğan’ ın karşısında olmak vatanın karşısında olmaktır’ ı idrak edemeyenler, iç savaş çığlıkları attı. Mesajlar, mailler, tweetler #sokağaçıkma.

Ama çıktılar, öldüler, bizim için; biz korkarken tankların altında yattılar. Tayyip Erdoğan’ nın  facetime’ dan bağlandığı ve sakin bir ses tonu ile yaptığı çağrı 15 dakika içinde milyonları sokağa döktü. Buradan dördüncü evreye geçtik

Evre Dört: #AskerimeDokunma

IMG_0320

Özellikle Boğaziçi köprüsünde yaşanan olaylar basına ve sosyal medyaya düştü. Yerde yatan askerleri kemerle döven birileri, ellerinde kanlı bir ceset taşıyan sakallı birileri. O çocuklar masum tweetleri başladı, kimse köprüde üstüne ateş açılarak hatta tank mermisinden kaçarak canını zor kurtaran sivil halkı ve polisi düşünmedi. Evlerinde otururken üstünden F16 geçmeyenler ya da vehametin ağırlığını anlayamayıp hala oyun olabilme ihtimali üzerinde duranlar, onlar henüz 20 yaşında erler; siz ışıdmısınız kafa kesiyorsunuz demeye başladılar. O  gece köprüde sniper ateşi ile vuruldu Abdullah Tayyip Olçok ve 16 yaşındaydı. En son baktığımızda TSK’ da sniper tüfeği kullanabilen bir er yoktu, onu vuran masum değildi. Bu noktada ben ve benim gibiler sesimizi dinletemedik, özellikle istanbul’ un Üsküdar, Ümraniye bölgesinde oturanlar çok kayıp verdi.  İçimizdeki acı, öfkemizi katladı, nasıl olur da vatan elden giderken, mühimmatları bittiği için teslim olan 20 yaşındaki erlere “ama onlar masum” diyebilirdik ki.. Biz diyemedik, ama bir kısım dedi. O sırada gerçek hayatta  anlaşıldı ki; binlerce insanın olduğu köprüde 15-20 kişilik bir linç grubu “kardeşimi öldürdüler bırakın da vurayım içim soğusun” diyordu. O sırada Ankara’ da tankların altında ezilen bedenler toplantıyordu. Asker masumdu zaten, onlar asker değil haindi, önlerinde insanlar ölürken sigara içebilen, tankın peşinden koşanları fark edince, arabaların ve insanların üstüne tankı süren o kimseler ise haindi.

IMG_0319

Bir çok video düştü internete, polis tarafından kucaklanan askerler, ağlayan erler, halkın öfkesinden yine polis tarafından kurtarılan kıdemli subaylar.. Ama en başında Tayyip gidiyor sevincinde olan kitleden geriye kalanlar askerime dokunma diyordu.

Evre Beş: Şeriat Geliyor – Cadı Avı Başladı

kopru_441

Halk bir irade ortaya koydu, darbe bastırıldı, Cumartesi akşam kutlamalar ve nöbet için tekrar sokağa çağrıldı insanlar. Arabalara binip, yürüyerek meydanlara gittiler. Sabaha kadar, kah “tekbir” kah “allahu ekber” nidaları ile şehirleri inlettiler. Askerime dokunma bitmedi azaldı ama bu defa da şeriat geliyor korkusu başladı. Biz halk olarak ne dozunda sevinir, ne dozunda üzülürüz. Salalar okunur, tekbirler getirilirken şeriat gelecek sandık. Gelir mi gelmez mi bu günün konusu değildi. Yarının da konusu olmayacak. O konu günü geldiğinde konuşulacak ama anlamadı bir kesim hala devam ediyor:

tayyip gitse iyiydi-tiyatroydu-askerime dokunma-şeriat geliyor-tayyip gitse iyidi- tiyatroydu- askerime…

Bunlar yaşanırken bir yandan cemaat hesaplarından,  cadı avı mevzusu çıktı gündeme, çünkü binlerce insan görevden alınmaya başlandı. Aslında en başından beri “biz demiştik bu fetodan dost olmaz, sen doldurdun bunları devlete” görüşü geldi, sosyal medya gündemine oturdu.. Biz demiştik tabi, ben de demiştim; ama o zaman olmadı. Şimdi oldu, belki bu kadar alçakça ve salakça bir şeye kalkışacaklarını tahmin edemediler. Ama bu adamlar vatan olarak inandığımız her şeye karşı çıktı. Kutsal gördüğümüze saldırdı. Kendi silahlarımızı bize doğrultu. Biz demiştik ne fayda…

Evreler bitmedi ama ben bu yazıyı yazarken yeni bir evre çıkmamıştı. Çıkar eminim ama bu son günler yaşadığımı olağan üstünün olağan üstüsü durum bize galiba bir kaç şey öğretti;

  • Bu vatan bizim, bunun için savaşırız.

  • Aramızdan her zaman çatlak sesler çıkabilir ama bütün olmamıza engel değil.

  • Darbe kötüdür

    IMG_0311

Fakat bu kalkışma, bu karaktersiz, haysiyetsiz kendinizi bilmezlerin yapmaya çalıştığı şey bir sebepten başarısız oldu; Halk !

Halkın gücü, halkın sesi ve iradesi buna engel oldu. Belki tankları kovalayanlar değil ama onların dedeleri bu ülkenin asker tarafından sürekli didiklenmesinden bıktı. Belki köprüde kurşun yiyenler değil ama onların ağabeyleri durdurak bilmeden hem içten hem dıştan karman çorman edilen sokaklarımızda bir gece yarısı kurşunlandı. Bu halk yılladır kime sadakati olursa olsun onlar gibi edep yoksunları yüzünden çok sıkıntı çekti, çekti ki ölüme gitti.

O insanlar olmasaydı bu gün hayal dahi edemeyeceğimiz yerlerde olurduk ama bak evimizdeyiz, işimizdeyiz.

O insanlar olmasaydı bu gün hangimizin tutuklandığı, hangimizin hangi delikte öldürüldüğü bilinmezdi ama bak sokaklarda yürüyoruz.

IMG_0317

Şimdi yapmamız gereken tek şey, bunun bir darbe girişimi olduğunu kabul etmek ve içimizdeki bu asalakları ayıklamak. Hayat normale dönene kadar kayıplarımız olacak, kızgınlıklarımız olacak, kırgınlıklarımız olacak. Doğru olan birlik olmak, saçına sakalına, kılığına kıyafetine, diline dinine, milletine ırkına bakmadan, Türkiyeli olabilirsek; bu günleri atlatırız. Unutmayın sistemli olarak ortaya teoriler atıp aklınızı bulandırmaya çalışanlar olacak ama çok bunaldığınızda derin bir nefes alın ve düşünün.

Capture

Benim naçizane tavsiyem Nazım Hikmet’ ten,  kuvayi milliye destanını okumanız.

Bir  bölümünü ben size burada veriyorum. Ayrıca bu memleket de bizim demek istiyorum.

IMG_0315
İstanbul’un Hâli 

Biz ki İstanbul şehriyiz, 
Seferberliği görmüşüz : 
Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin, 
vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi 
bir de İttihatçılar, 
bir de uzun konçlu Alman çizmesi 
914’ten 18’e kadar 
yedi bitirdi bizi. 

Biz ki İstanbul şehriyiz, 
güzelizdir, 
dört yanımız mavi mavi dağdır, denizdir. 
Öfkeli, büyük bir şair : 
«Ey bin kocadan arta kalan bilmem neyi bakir» 
demiş 
bize 
ve bir başkası, 
yekpare Acem mülkünü fedâ etti bir sengimize. 

Biz ki İstanbul şehriyiz,
Fransız, İngiliz, İtalyan, Amerikan
bir de Yunan,
bir de zavallı Afrika zencileri
yer bitirir bizi bir yandan,
bir yandan da kendi köpek döllerimiz : 
Vahdettin Sultan, 
ve damadı Ferit 
ve İngiliz muhipleri 
ve Mandacılar. 

Biz ki İstanbul şehriyiz, 
yüce Türk halkı, 
malûmun olsun çektiğimiz acılar…